Haftaya Bakış (328): Süleymancılara operasyon | AKP 25 yaşında | Çerçeve yasa sonrası

14.08.2026 medyascope.tv

14 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Haftaya Bakış’ı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız. Kemal Can'la, yine haftanın öne çıkan olaylarını konuşacağız. Kemal merhaba.
Kemal Can: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Önce Süleymancılara yapılan operasyonla başlayalım. Daha önce işareti verilmişti biliyorsun. İktidar yanlısı medya dönem dönem Süleymancıları bir yokluyor böyle. Çünkü Süleymancılar AKP'ye destek vermiyor, hatta son yerel seçimde bazı yerlerde CHP'ye destek verdikleri de ilan edildi. Hep bir operasyon olacağı havası vardı. Sonunda operasyon oldu, ama operasyonu yürütenler, olayın tamamen mâli boyutu olduğunu vurguluyor. Dikkat edersen, en son Adalet Bakanı Akın Gürlek de, "Bunun cemaat faaliyetiyle alâkası yok. Bu tamamen örgütün mâli kaynaklarına, yönelik yapılan bir operasyon’’ dedi. Bu olayın siyasi olmadığını, cemaat örgütlenmesi olduğu için değil, cemaat içindeki yolsuzluk, usulsüzlük operasyonu olduğu havasını vermeye çalışıyorlar. Ama doğrudan cemaatin başındaki kişiyi aldığınız zaman ve olayı da “Alihan Kuriş Suç Örgütü” olarak tanımladığınız zaman iş değişiyor. Yani diyelim ki Süleymancıların Akdeniz sorumlusuna operasyon yapılmış olsa, gözdağı veriyorlar dersin. Ama doğrudan liderini aldılar. Hatta, cep telefonunu evinde bırakmış, başka yere gitmiş, sığındığı gizli bir bölmede bulunmuş gibi haberler de servis ediliyor. Operasyon doğrudan liderine yönelik ve tabii ki çok sayıda şirket söz konusu. İçinde profesörlerin de olduğu çok sayıda üst düzey isim var biliyorsun.
İçişleri Bakanı, dün NTV yayınında ‘’Bu hareket, merkezini Almanya’ya taşımak istiyordu. Köln’de 70 milyon dolarlık bir genel merkez inşa ediyorlar, biz de bunun üzerine Adalet Bakanlığı ile operasyonun startını verdik’’ gibi ilginç bir açıklama yaptı. Yani gidiyorlarmış, ama onlar gitmeden operasyonu yapmışlar gibi bir durum. Tekrar söyleyeyim: İktidar yanlısı birtakım isimler ve Adalet Bakanı da ısrarla bu operasyonun din imanla ilgisi olmadığını, tamamen para pul işleriyle ilgisi olduğunu vurguluyorlar. Ben bu sabahki yayında https://medyascope.tv/2026/08/14/suleymancilar-nicin-hedef-alindi/ söylemeye çalıştım. Cemaatlerin hepsinin zaten para pulla ilişkisi var. Bugün mesela para aklama, usulsüzlük, yolsuzluk yapma gibi hususlarda operasyonlar başlasa Türkiye'de cemaat kalmaz. En son biliyorsun Menzil’de, kardeşler birbirine düştü. Tartışmaların hepsi para üzerine. Yani öğreti üzerine ya da tasavvufu anlatma farklılıkları filan değil, tamamen mal paylaşımı üzerinden, miras kavgasına düştüler. Bu mal nereden geliyor? Müritlerin katkıları şunlar bunlar. Ortada vakıflar, bir sürü şirketler, marketler var; milyarlar konuşuluyor.
Aslında bütün cemaat yapıları yıllardır böyle örgütleniyor. Hatırlarsan, mesela 28 Şubat'ta yapılan az sayıdaki operasyonun hiçbirisi mâli değildi, hepsi siyasiydi ve çok da başarılı olamadı. Burada bir mâli kisvesi altında çok ciddi bir operasyon var. Ve bir iddiaya göre de Süleymancıların içerisindeki başka isimlerin öne çıkartılmak istendiği iddiaları var. Biliyorsun iki kardeş vardı. Arif Denizolgun ve Beyazıt Denizolgun. Arif Denizolgun eski Ulaştırma Bakanı’ydı. Daha sonra Anavatan Partisi ve ardından Demokrat Parti’den milletvekili adayı oldu. Beyazıt Denizolgun da AKP'den milletvekili oldu. O kardeşlerin ayrışması şimdi tekrar kardeşler ya da Beyazıt Denizolgun’un çocukları devreye sokulmak istenebilir. Yani bir tür Süleymancılara kayyum atayabilirler sanki. Ne dersin?
Kemal Can: Evet. Sonuçta ana muhalefet partisine kayyum atayan, cemaate niye kayyum atamasın? Ya da beğenmediği partinin yönetimini değiştiren, beğenmediği gazetenin yönetimini değiştiren, neden kendisiyle iyi geçinmeyen bir cemaatin başındakini değiştirmesin? Bütün bu sürece, 25 yıla baktığımızda, bu çok saçma gibi görünen şeyin, aslında pratikte hiç de küçümsenecek bir şey olmadığını, gayet mümkün olduğunu görüyoruz. Biraz önce bahsettin, ‘’bu operasyonun cemaat faaliyetiyle ilgisi yok, parayla ilgisi var’’ açıklaması tuhaf bir şey, bir oksimoron aslında. Çünkü bir süredir, senin de altını çizdiğin gibi, zaten cemaatlerin ana iştigal konusu para. Zincir marketler, çeşitli şirketler, yurt içinde ve yurt dışında büyük yatırımlar… Yani ‘’cemaat faaliyeti’’ dediğin şeyin büyük bir yüzdesi bu işe ayrılmış durumda. Dolayısıyla parayla ilgili meselenin ‘’Bu, cemaat operasyonu değil, parayla ilgili’’ denmesi hiçbir şeyi açıklamıyor. Aslında bu işin kriminal tarafı, ‘’yurt dışına gideceklerdi, onun için operasyon öne çekildi’’ iddiaları, onlar önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak ya da belki çıkmayacak, bilmiyorum, spekülasyonlar olacak. Muhtemelen iktidar medyası bu konuda çeşitli bilgileri servis edecek. Bu tür konuların kriminal tarafına daha çok uğraşan meslektaşlarımız, sanıyorum daha fazla detay bulurlar ve bizlere aktarırlar.
Ama işin başka bir görünen tarafı var. Hadise neydi, vesilesi neydi hatırlamıyorum ama bunu daha önce bir yayında yine konuşmuştuk seninle. Türkiye'de cemaatlerin iktidarla ve devletle ilişkisi bakımından belki de en tâbi oldukları, en az otonomiye sahip oldukları dönemi yaşadıklarını düşünüyorum. Bir tarafıyla, böyle kadrolar kazanıyorlar, çeşitli yerlerde örgütleniyorlar, üniversitelerde kontenjanlar ayrılıyor, para çok büyüyor, kadrolaşıyorlar; bir sürü imkân sağlanıyor cemaatlere. Ama buna karşılık çok yüksek bir biat ve iktidara bağlılık ve iktidarın, neredeyse bağlısı hâle gelecek bir performans isteniyor. Türkiye'de daha önce ‘’CeHaPe zihniyeti’’ dedikleri, birer sivil toplum örgütü olduğu iddiasındaki cemaatlerin, çok fazla devlet baskısı gördüğü söylenirdi. Ama şu anda bence, cemaatler üzerinde devlet, artı aslında iktidar baskısının; bu tür operasyonlarla açık baskıyı görüyoruz ve daha önce başka cemaatlerde de gördük, hem fiziki ve yargı baskısı üzerinden yürüyen şeyi, hem de aslında örtülü, daha yüksek bir baskı ve tahakkümü görüyoruz. Yani daha az hareket kabiliyeti olan, imkân ve para kazandıkça daha bağımlı hale gelen cemaatler söz konusu. Dolayısıyla, bu dindar muhafazakârların, AKP dönemine atfedilen, daha önce dini özgür yaşayamayan, bir tasavvuf çizgisi içerisinde bunu kolektif olarak yaşama arzusundaki olanların, AKP döneminde daha çok imkân sahibi olduğu söylenebilir belki ama daha özgür oldukları, daha önceki baskılardan kurtulup rahatladıkları pek iddia edilemez.
Tabii bu hepsi için geçerli değil. Fethullah Gülen Cemaati’yle kapışma çok özel bir şey. Önce ittifak, sonra büyük bir çatışma, sonra peşinden 15 Temmuz darbe girişimi geldi. Daha küçük bir ölçek Kuytul Vakfı var. Yine çok hani marjinal bir örnek sayılsa da Adnan Hoca çevresi söz konusu edilebilir. Daha irili ufaklı pek çok yerle sorunları oldu. Sen hatırlattın; bir süre önce zincir marketleri olan Erenköy Cemaati’yle sorunları oldu. Dolayısıyla, iktidarın, cemaatlerin hem kendi hareket alanında hem de kendisiyle ilişkilerinde çok daha baskıcı ve otoriter bir tutum aldığını görüyorum. Bu bizim meselemiz değil tabii, o cemaatlerin ya da dindar muhafazakârların kendi meselesi; bundan memnunlarsa diyecek bir şey yok. Ama şu hakikati görmek lazım. Bir süredir, muhalefete ağırlıklı olmak üzere çeşitli çevrelere, yargı imkânlarını kullanarak çeşitli operasyonlar yapılıyor. Sürekli bir sıkıştırma, her alanda operasyonlar, soruşturmalar, belirli hayat tarzına ilişkin yoğun bir baskı, her olur olmaz şeye müstehcenlik soruşturması, halkın bir kısmının değerlerini aşağılama, dini aşağılama gibi iddialarla envai çeşit soruşturma açılıyor.
Bir yandan şunu görüyoruz: Bu iktidarın her şeyi kendi istediği gibi çizmek ve herkesi kendine tâbi kılmak konusundaki sınırı, sadece belirli bir hayat tarzının ya da belirli bir muhalefet çevresinin değil, kendi yakınındakileri de içerecek biçimde keskinleştiğini düşündürüyor. Yani 25 yılın sonunda geldikleri nokta, aslında kendilerini var eden iddiaları bırakırken kendilerini var eden ve kendilerini taşıttıkları ve bir süre memnun ettikleri çevreleri de huzursuz etmeye başlayacaktır. Çünkü sen de ima ettin; bu aslında herkese de bir tür gözdağı içeriyor; kimsenin, bu operasyonlar serisinden vareste tutulmayacağını, herkese sıra gelebileceğini gösteren bir şey. Bu açıdan, işin kriminal tarafı bir yana, bu tarafı da bakılmaya değer ve bence ilginç bir tablo ortaya koyuyor.

Ruşen Çakır: Kemal bugün AK Parti'nin 25. yılı biliyorsun; bunun önemli bir bölümünü iktidarda geçirdiler zaten. kurulduktan kısa bir süre sonra ilk seçimde tek başına iktidara geldi ve hâlâ iktidarda. Çok şey söylenebilir ama bir yerden sonra da aslında çok da fazla bir şey söylemeye gerek var mı bilemiyorum. Kuruluştaki AKP ile gelinen nokta arasında çok büyük fark var. O tarihteki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasında da çok fark var tabii. Ama her şeyden önce, bir kere bu parti uzun bir süredir tek adam partisi; bu çok net. Tabii onunla beraber Türkiye de tek adam rejimine dönüştü. Ama kuruluşu bir ortaklaşa hareketti. Zamanla adım adım ya kendileri gitti ya tasfiye edildiler; kimisi gürültülü, kimisi sessiz sedasız bir şekilde gitti. Erdoğan sürekli kadrolarını yenileyerek, değiştirerek ve güçleri daha çok aile etrafında dağıtarak belli bir yere geldi; iktidarda ve iktidarını koruma konusunda bütün çabalarını sürdürüyor.
Şu günlerdeki kamuoyu araştırmaları bence baştan savma. Çünkü devreye YENİ Parti faktörü girdi ve her şey karışık. Biraz daha beklemek lazım ama en son butlan öncesi baktığımız araştırmalarda, AKP ile CHP arasında yarım puanlık, bir puanlık farklar gözüküyordu. Kimi zaman biri, kimi zaman diğeri önde. Yani iki partili bir sisteme doğru gidiyordu ve çok iyi hatırlıyorum, birçok araştırmada AKP + MHP'nin oy toplamı %40'ı ya geçemiyordu ya da kıl payı geçiyordu ki çok büyük bir gerileme aslında bu. Peki, şimdi ne oluyor? İlginç bir şekilde, Erdoğan sürekli birilerini transfer ediyor. Bugün en son bıraktığım üç belediye başkanı, üç milletvekiliydi. İkisi İYİ Parti'den birisi Yeni Yol, daha doğrusu Gelecek Partisi’nden seçilen isim. Biraz önce gördüm; Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı CHP’den seçilmiş, AKP'ye geçiyor. AKP 2024 yerel seçiminde Eceabat’ta %3 oy almış, CHP %51 oy almış. Belediye Başkanı %3 oy alan partiye geçiyor. Ankara'da benzer iki ilçe daha var; Kahramankazan ve Gölbaşı. Bunlar da CHP’den seçilip AKP’ye geçiyorlar. Bu kararı daha iyi hizmet yapabilmek gerekçesiyle aldıklarını söylüyorlar. AKP'nin böyle bir ihtiyacı var ama milletvekili sayısı giderek artıyor. Çerçeve yası oylamasına bakıldığı zaman da orada ‘’evet’’ oyu 467'ydi. Tabii ki olay başka ama anayasa yapma, anayasa değiştirme imkânını da pekâlâ bulabilecek.
Şu haliyle AKP’nin 25. yılına baktığımız zaman, iktidar ömrünü uzatmanın ötesinde bir şey yok. Bunu ya sopayla yapıyor; tutuklamalar, gözaltılar, şunlar bunlar, en son Süleymancılara, ama esas olarak dünkü CHP, bugünkü YENİ Parti’ye yapıldığı gibi. Ya da havuçla, yani transferlerle yapıyor. Bu, tek tek milletvekili transferlerinin ötesinde, olacak olan bir seçimde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminde birtakım partileri de yanına çekebilir Erdoğan. Mesela geçen sefer ikinci turda Sinan Oğan'ı yanın çekti. Ama orada Fatih Erbakan yeterli imzayı topladı, aday oluyordu. Onu Cumhur İttifakı'na katarak adaylıktan çıkmasını sağlamışlardı. O tarihte Fatih Erbakan'ın alabileceği belli bir oy vardı. Bugün itibariyle aynı oyu alır mı çok emin değilim. Ama bu tür hamleler de var. Benim gördüğüm, AKP 25. yılında esas olarak kendi gücüyle yol alan değil, rakiplerini güçsüzleştirerek ya da iktidar imkânlarıyla zayıf birtakım kişileri, partileri yanına katarak yol alıyor. Tabii bazı transferler de korkudan oluyor, bunu da unutmamak lazım. Özellikle belediye başkanları. Mesela AKP'ye geçen Afyon ve Aydın Belediye başkanları. En son, Tuzla Belediye Başkanı. Artık bunların başlarına bir şey gelmeyeceği garanti. Ama kalsalardı muhtemelen başlarına bir şey gelecekti. Sonuç olarak AKP 25. yılında, havuç ve sopayla giden bir iktidar uzatma partisine dönüşmüş gibi.
Kemal Can: Önce transferlerden başlayayım, sonra 25 yıl ve ‘’AKP ne yapabilir ne yapmak istiyor?’’ kısmına gelelim. Eskiden de Türkiye siyasetinde transferler olurdu ama bu sefer AKP'nin yürüttüğü transfer siyaseti sistematik bir şey; düzenli olarak, yavaş yavaş ve hepsi bir seferde değil ya da bir kırılma ânını işaret eden bir kopmayla değil, sürekli tırtıklamak, sürekli karşı taraftan kazıyarak bir şey çıkartmak, oranın bütün zayıf, çürük yerlerini kurcalamak ve sürekli kan kaybediyormuş görüntüsünde tutmak. Bu, sistematik bir şey olarak yapılıyor. Dolayısıyla bu transfer siyaseti böyle bir zemine oturuyor. Transferlerin niteliğine de baktığımızda, transfer edilenler AKP'ye bir güç kazandıracak isimler değil, oy getirecek isimler de değil. Bunlar, daha fazlasını kazanmak için, kendine fayda sağlamak için değil, karşı taraftan bir şeyler koparabildiğini göstermek için yapılan işler. Transfer ettikleri isimlerin, AKP'ye ne oy ne prestij ne de bir motivasyon getirmesi mümkün değil. Seçilen isimler öyle değil zaten.
Ama buna karşılık, süreklilik arz eden bir durum var. İki haftada bir, üç haftada bir, 3 kişi, 5 kişi oradan buradan ‘’Şu geçiyor, bu geçiyor, bu da geçecekmiş, o da geçecekmiş’’ filan, aylardır bu konuşuluyor Dolayısıyla muhalefet böyle bir sürekli bir kan kaybı görüntüsü ve siyasetçiler için de sıradan insanlar için de AKP'nin ya da iktidarın hâlâ bir cazibe merkezi ya da bir korunma adresi olduğu intibaını yaratmak. Mesela, 2023 seçimleri sonrasında AKP 266 milletvekiliyle girdi Meclise. Bugünkü transferlerle 280'e ulaştı. Yani 14 milletvekili AKP'ye dâhil oldu. Ama buna karşılık, işte sen de belirttiğin gibi, anketler daha fazla oy kaybettiğini gösteriyor. Yani Meclisteki temsil tablosu bu transferlerle etkileniyor. Ama bu transferlerin Meclis aritmetiği açısından bir başka tarafı var: Önümüzdeki günlerde ya da önümüzdeki yıl gündeme gelebilecek bir anayasa değişikliği ihtimalinde, bu sayısal tablonun bir karşılığı olacak. Dolayısıyla bu gelen isimlerin, evet, AKP'ye bir şey taşımaları mümkün değil ama şu kısa vadede Mecliste yapılacak operasyonlarda şe yarama ihtimali var. Bunu da bir kenara koyalım. Çerçeve yasa oylamasıyla anayasa arasında bir ilişki kurarak, o sayıyla o imkânın yakalandığını ileri sürenler var, ama ben buna katılmıyorum, çok isabetli değil. En azından şu aşamada değil. Ama şu bir hakikat. Meclis aritmetiği seçim kararı açısından da zaten şu anda iktidarın kontrolünde, diğer aşamalarda da bunu kontrol edebilecek biçimde tutmaya çalıştığını söyleyebiliriz.
Bu transfer meselesiyle de bağlı olarak şöyle bir durum var. 25 yılın sonunda hep konuşulan şey, AKP artık hikâyesi olmayan, herhangi bir toplumsal, siyasal, ekonomik sorun için çözüm önerisi olmayan, bunu geliştirmek için bir çaba içerisinde de görünmeyen bir yapı halinde. Burada tabii hepimiz AKP iktidarını dönemlere ayırıyoruz. Çünkü dönemlerin hem küresel ölçekte hem Türkiye konjonktüründe farklı içerikleri var. Fakat 25 yılda süreklilik arz eden mesele, Erdoğan'ın bireysel olarak iktidar olma ve iktidarda kalma hikâyesi. Yani sürekli olan hikâye bu. Erdoğan'ın siyasi performansına baktığımızda, 25 yıldan biraz daha geriye de giderek bunu görebiliriz. Erdoğan'ın nasıl bir kişisel hırsla yola çıktığını, nasıl bir î macerası olduğunu sen de biliyorsun. Ama daha önemlisi, çeşitli hikâyelerde aldığı roller itibarıyla nasıl her sefer kendini öne çıkartacak ve kendini tekleştirecek adımların peşinde olduğunu defalarca gördük.
AKP kurulduğunda, çok kendi ürettiği bir hikâyenin partisi gibi değildi. Türkiye'nin 90'lar krizinin bir tür toplumsal rızasının dinamiğini, onun tabanını değiştirerek tazeleme ihtiyacının cevabıydı ve onun hikâyesi daha çok Erdoğan'ın değil, başkalarının yazdığı bir hikâye. Ama ondan sonra Erdoğan o hikâyeyi her sefer güncelleyerek kendi hikayesine çevirdi. Çok kısa bir sürede çevirdi aslında. Ve Erdoğan'ın hikâyesine döndüğü andan itibaren AKP'nin fonksiyonu aslında bitmişti. Bu da 2010'lar civarında o meşhur referandum geçip %50 oy aldığındaki tepe noktası, Erdoğan'ın kişisel olarak hikâyesine teslim olmuş bir AKP'nin başlangıcıydı. Ve bu, çok kısa bir sürede, 5 yıl sonra, 2015'te aslında kendi finaline varmıştı. Fakat ondan sonra senin dediğin hikâye başladı. Yani o uzatmayı sağlayan, toplumsal destek dışında enstrümanları kullanarak iktidarda kalmanın araçlarını kullanan bir Erdoğan'la karşı karşıya kaldık. Bunun en temel bunun göstergelerinden biri, MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı. Cumhur İttifakı'nın kurulma temelinin meselesinin altında aslında toplumsal ve siyasal destekten başka bir zemin yaratma arayışı. Çünkü kurulduğu anda %60'lar seviyesinde oy potansiyeli olan bu ittifak, 5 yıl gibi kısa bir sürede çok hızla irtifa kaybetti. Bugün neredeyse üçte birini kaybetmiş durumda.
AKP, 2010'dan itibaren o tepe noktaya vardıktan sonraki her 5 yılda, oy desteğini arttırmak için yaptığı her hamleden çok hızla tekrar kayıp hanesine düştü. Ama buna karşılık Erdoğan hikâyesi güçlenerek ve genellikle siyaset dışı enstrümanları kullanarak ilerledi ve aslında AKP'yi işlevsizleştirerek 25 yılda artık bir parti olarak ortada olmayan, sadece Erdoğan'ın iktidarda kalmasına hizmetle yükümlü bir mekanizma olarak var. Yani yargı ne kadar araçsal bir mekanizmaysa, parti de o kadar araçsal bir seçim makinesi. Üstelik de ‘’metal yorgunluğu’’ filan deyip arada bir fırça yiyorlar.

Ruşen Çakır: Kemal sana bir şeyler okuyacağım, izleyicilerimiz de dikkatle dinlesin. Pazartesi günü Meclis kürsüsünde bir milletvekili şöyle sesleniyor: Bugün sizlerin önünde iki yol var. Vereceğiniz bu kararla ya torunlarınız sizinle gurur duyacak ya da onları ömür boyu taşıyacakları bir utançla yaşatacaksınız. Ya Şeyh Sait ve Seyit Rıza'nın uzantılarını affedeceksiniz ya da Topal Osman'ın, Diyap Ağa’nın, Kazım Karabekir'in ve Fevzi Çakmak'ın yaptıklarını yapacaksınız. Ya Sevr’e boyun eğen Damat Ferit gibi tarihin utanç sayfasına alınacaksınız ya da ihanete karşı dimdik durup, ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ diyerek milli mücadeleyi başlatan Atatürk ve silah arkadaşları gibi kahraman olarak anılacaksınız. Yazının altında da ‘’Çerçeve yasaya hayır, ‘’Son kale İYİ Parti’’ ‘’İhanet Yasası’’ etiketleri var.  Kürsüde bu cümleleri okuyan kişi İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş, AK Parti’ye geçiyor. Sabah profilinde İYİ Parti Aydın Milletvekili diye yazıyordu. Şimdi sadece Aydın Milletvekili yazıyor. Bir kişi daha ayrıldı, Antep Milletvekili. Ama o en azından pazartesi günü böyle zehir zemberek konuşmamış. O da ‘’hayır’’ oyu vermiş.
Kemal Can: Ömer Karakaş Bahçeli'nin Özel Kalem Müdürlüğü’nü yapmış bir isim. Yani MHP'den İYİ Parti'ye dahil olan ve Bahçeli'nin 99 seçimini kazandığı dönemde Özel Kalem Müdürlüğü’nü yürüten bir isim.

Ruşen Çakır: Çok gördük böyle U dönüşlerini ama bari arayı biraz açsalardı. Bu kişinin milletvekilliği herhalde önceden hazırlanılmış bir şeydir diye tahmin ediyorum. Yani dört gün önce böyle konuşup sonra AKP’ye gitmek. İYİ Parti Mecliste başından itibaren bu yasaya tek karşı çıkan parti oldu, bunu kabul etmek lazım. Ve Meclis dışında olan, özellikle Zafer Partisi, kısmen Anahtar Parti de eleştirdi. Anahtar Parti için kısmen diyorum çünkü çok tutuk güreşiyor onlar biliyorsun. Ama mesela Ümit Özdağ nedense Bahçeli'ye çok fazla doğrudan saldırmadı. Ama Müsavat Dervişoğlu, birkaçını canlı izlediğim grup toplantılarında özellikle bayağı uğraştı ve hani ‘hayır’cıların bir tür lideri oldu İYİ Parti ve dört gün içerisinde İYİ Parti’den iki ‘hayır’cı milletvekili gitti. Bugün Müsavat Dervişoğlu çok sert tepki gösterdi, bunun ihanet olduğunu söyledi, ama gidiyorlar yani. Hatta Mansur Yavaş’ın İYİ Parti'ye geçeceğine dair dedikodular var. Böyle bir durumda yine iki milletvekili İYİ Parti'den ayrıldı. Bir iddiaya göre eski İYİ Partili olan Ümit Dikbayır'ı da AK Parti istememiş son anda. Biliyorsun Meral Akşener'in aleyhine bir şeyler yaptığı için atılmıştı İYİ Parti'den. Bir şekilde Akşener devreye girmiştir diye tahmin ediyorum. Sonuç olarak bu geçişler, çerçeve yasanın ‘hayır’cılarına atılmış iki kazık. Böyle acayip bir olay oldu. Bu arada tabii çok alâkasız ama CHP'nin Edirne Milletvekilini gördün mü? Görüntüleri sosyal medyaya düştü. Edirne’de bir kadına tacizde bulunduğu iddiasıyla darp edilmişti. ‘’Beni YENİ Partiye geçirtmek için yaptıkları iki yönlü bir komplo bu’’ demiş. Bunu da bir dip not olarak düşeyim.
Şimdi artık çerçeve yasa da geçti. Şeyh Sait ve Seyit Rıza'nın uzantılarını affedenlerle aynı safta birleşmiş oldular.
Kemal Can: Evet. İYİ Parti böyle epeyce fire verdi. Daha önce Parti Sözcüsü de geçmişti. En son kaç oldu, toplam sayıyı bilmiyorum ama İYİ Parti, toplam sayısının yüzdesi itibariyle en çok fire veren parti oldu galiba. Ama benzer tabloyu CHP'de de gördük. Mesela Aydın ve Afyon belediye başkanları, CHP'yi bile AKP karşısında cumhuriyetin değerlerini yeterince gözetip kollayarak muhalefet etmemekle eleştirip, suçlayıp, hatta özellikle Afyon Belediye Başkanı, DEM Parti ile Kürt siyasetiyle yakınlığa ilişkin çok sert eleştiriler yapıp…

Ruşen Çakır: Kemal kibar olma, Kürt düşmanı.
Kemal Can: Ya da Aydın Belediye Başkanı ‘’DEM’liler kapıdan giremez’’ dediğinde… Yan İYİ Parti’ye haksızlık etmeyelim diye söylüyorum, çünkü sadece İYİ Parti'de olmuyor, CHP'de de oluyor. Ama ilginç olan, bu sertlikte, bu performansla politika yapanlar, bu manevraları çok kolay yapıyorlar. Başka alanlarda da var bunlardan, bazı gazeteciler mesela. Yani ne kadar keskin, siyaseti ne kadar performatif bir şekilde, böyle büyük nutuklar, çok sert laflar sarf edip, ona ‘’hain,’’ buna ‘’ihanet’’ filan diyen varsa hemen böyle bir şeyin parçası hâline gelebiliyor. Burada bu siyasetin yapılış biçimi, bu tribün siyasetinin kolaycılığı ve ürettiği profile bir bakmak lazım. Bu çerçeve yasa tartışmalarında da yine ‘’ihanet’’ lafları havada uçuştu. Bu yüksek perdeden ifadeler, biraz önce paylaştığın sosyal medya mesajını büyük bir hararetle beğenmiş, retweet etmiş insanlar, şimdi aynı hırsla, aynı öfkeyle hakaretler yağdırıyorlardır. Ama onu da yaparken, bunu da yaparken bir durmak, düşünmek, her şeyi bu kadar yüksek ve abartılı yapmanın arkasında bir problem olduğunu görmek lazım. Bu sadece bu olaya ilişkin değil, ama bu vesileyle çok karşımıza gelen bir şey. Burada bir rastlantı yok. Hani denk gelmiş de hep böyle yapanlar transfer olmuş diye düşünülebilir ama aslında böyle bir şey yok. Böyle yapanların transfer olmasının zaten bir hakikati var. Bunu herkesin görmesinde fayda var. Bu, hep sonunda hep kişisel bir ahlâk meselesine dönüyor ya, kişisel ahlak meselesi tabii var bu işin içerisinde. Bu anlaşılır bir şey, ama bundan ibaret değil. Bunun arkasında politik bir pozisyon hatası var. Onu da görmek lazım. Yani bunu işaret etmek istedim.

Ruşen Çakır: Evet Kemal Bey, noktayı koyalım. ‘Haftaya Bakış’ı burada noktalayalım. İzleyicilerimize teşekkür edelim. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
29.08.2026 Hani Ekrem İmamoğlu unutulmuştu!
28.08.2026 Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
27.08.2026 Türkiye Öcalan ile tanışmaya hazır mı?
26.08.2026 Nefret dilinin sembolleri: Yeşil, beyaz Toros ve sarı torba
25.08.2026 Çerçeve yasa çıktı, sabotaj girişimleri hızlandı
24.08.2026 Barış Akademisyenleri'ne borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz?
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
23.08.2026 Yener Orkunoğlu ile söyleşi: Çözüm sürecinin kaderi niçin Öcalan’a bağlı?
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı